Dans Öğretmeni Dana İslamgaziyeva ile Röportaj
“Dans, tek bir sanat dalıdır ki, malzemesi bizlerin kendisiyiz.” – Ted Shawn
Kazakistan’da dans eğitimi son yıllarda önemli bir gelişim gösteriyor. Sanat, tarih boyunca bu topraklarda kültürel yaşamın merkezinde yer aldı. Sovyet döneminde dans belirgin bir kurumsallaşma ivmesi kazansa da bugün bu miras, yerel değerlerle birleşerek yeni bir boyut kazanmış durumda. Bu söyleşide, dans öğretmeni Dana İslamgaziyeva ile dans eğitiminin özelliklerini, çocuk gelişimine katkılarını ve dans ile müzik arasındaki güçlü bağı konuştuk.
“Dans benim için hem mutluluk hem de denge demek”
– Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Dans kariyeriniz nasıl başladı ve öğretmen olmaya karar vermenize ne sebep oldu?
– Dansla ilk tanışmam çocukluk yıllarıma uzanıyor. Annem sürekli müzik açardı ve ben daha o anlarda ritme kendiliğinden eşlik ederdim. Altı yaşında memleketim Şahdinsk’teki “Hameleon” dans grubuna katıldım. İlk koreografım Elena Nikolaevna Momonova’nın rehberliğinde dansa olan sevgim giderek derinleşti.
Dans benim için yalnızca bir fiziksel aktivite değil; aynı zamanda mutluluk kaynağı, içsel denge sağlayıcı ve kendimi ifade etmenin güçlü bir yoluydu. Okul ve dans arasında denge kurarak disiplin kazandım ve gelişimimi sürdürdüm.
Lise sonrası Karaganda’daki Sanat Koleji’ne kabul edildim. Henüz 18 yaşımdayken öğretmenliğe başladım. Özellikle küçük yaştaki çocuklarla çalışmak bana büyük bir mutluluk veriyor. Onların samimiyeti, enerjisi ve merakı bana sabırlı olmayı ve anın kıymetini bilmeyi öğretti. Bu deneyimler, kariyerimi koreograf olarak şekillendiren en önemli adımlar oldu.
“Dans eğitimi hem gelenekten hem modern çizgiden besleniyor”
– Kazakistan’daki dans eğitiminin özellikleri nedir? Geleneksel ya da modern eğilimler bu alandaki gelişimi nasıl etkiliyor?
– Son yıllarda Kazakistan’da dans eğitimi ciddi bir ivme kazandı. Hem geleneksel halk dansları ve klasik disiplinler yaşatılıyor hem de modern yöntemler ve yeni spor dalları eğitime entegre ediliyor.
Özellikle öne çıkan projelerden biri, Kazakistan Majoret Sporları, Twirling, Spor Aerobikleri ve Sanatsal Danslar Federasyonu çatısı altındaki “Cheer Up by AK” programı. Bu program, 20 yılı aşkın deneyime sahip antrenör Alfiya Sainovna Kalmaganbetova tarafından geliştirildi. Amacı çocukları fiziksel aktiviteye teşvik etmek, aynı zamanda sanatsal ve bedensel potansiyellerini sistematik bir şekilde geliştirmek.
Programda akrobasi, jimnastik, hip-hop, doğu ve halk dansları, yoga gibi çok çeşitli disiplinler bulunuyor. Eğitimde erişilebilirlik çok önemli: internet bağlantısına gerek duymayan video derslerle ülkenin en uzak bölgelerindeki çocuklar bile bu programa dahil olabiliyor. Böylece dans, yalnızca büyük şehirlerde değil, her yerde çocuklara ulaşabiliyor.
Ayrıca “Cheer Up” yarışmaları da dikkat çekici. Solo, ikili, üçlü, grup ve mini grup kategorilerinde düzenlenen bu yarışmalarda sadece dans değil, ip atlama veya yürüyüş adımları gibi sportif dallarda da çocuklar kendilerini gösterebiliyor. Proje aynı zamanda kostüm ve ekipman desteği de sağlıyor.
Son yıllarda Kazakistan devleti de dans ve sanat eğitimine verdiği destekle bu süreci güçlendiriyor. Kültürel kurumlar, yarışmalar ve eğitim programlarına sağlanan imkânlar sayesinde genç yetenekler daha geniş bir alanda kendini gösterme fırsatı buluyor.
“Yarışmalar çocuklara hem özgüven hem vizyon kazandırıyor”
– Ulusal ve uluslararası yarışmalara katılmak çocukların gelişimi üzerinde nasıl bir etki yaratıyor? Bu yarışmalar genç dansçılar için ne gibi fırsatlar sunuyor?
– Ulusal yarışmalar, çocuklara kendi ülkelerinde sahne alma fırsatı veriyor. Bu, özgüvenlerini artırıyor ve kültürel kimliklerini güçlendiriyor. Ayrıca kendi seviyelerini ölçmelerine ve tanınmalarına imkân sağlıyor.
Uluslararası yarışmalar ise çok daha geniş bir vizyon katıyor. Farklı ülkelerden dansçılarla aynı sahneyi paylaşmak, çocuklara kültürel çeşitliliği tanıma fırsatı sunuyor. Örneğin, bir keresinde öğrencilerim Asya’nın farklı bölgelerinden gelen ekiplerle aynı festivalde yer aldı. Farklı müzikler, farklı koreografiler gördüler ve bu onların ufkunu inanılmaz derecede açtı.
Benim için en gurur verici olan ise yetiştirdiğim öğrencilerin başarıları. Onlar yalnızca Kazakistan’da değil, farklı ülkelerde de kendi yollarını açtılar. Özellikle bazı öğrencilerim Türkiye’de kendi dans okullarını kurdular. Bu, sadece kişisel bir başarı değil; aynı zamanda Türkiye ile Kazakistan arasındaki kültürel bağların sanat aracılığıyla güçlendiğinin en güzel göstergesi. İki kardeş ülkenin gençleri, sahnede aynı ritimle buluşarak ortak bir kültürel köprü inşa ediyorlar.
Bunun en güncel örneklerinden biri de, Uluslararası Art Planet Festivali Hareketi kapsamında her yıl farklı ülkelerde ve tüm çocuk yaş kategorilerinde düzenlenen Geleneksel Uluslararası Koreografi ve Spor Yarışması “SPORT & DANCE IN SQUARE WORLD”ün bu yılki etaplarından birinin, 30–31 Ekim tarihlerinde Türkiye ve diğer Türk devletlerinden katılımcıların iştirakiyle İstanbul’da gerçekleştirilecek olmasıdır.
“Müzik ve dans çocukların ruhunu birlikte büyütüyor”
– Dans ve müzik arasındaki bağ çocukların gelişiminde ne kadar önemlidir? Müzik ve ritim, dansla birleştiğinde nasıl bir etki yaratır?
– Müzik ve dans ayrılmaz bir bütün. Müzik ritim ve yapı kazandırırken, dans bu ritmi bedenle en doğal şekilde ifade etmenin yolu oluyor. Çocuklar müziği dinlerken hareketle cevap veriyor; bu süreç onların hem motor becerilerini hem estetik algılarını geliştiriyor.
Dans; koordinasyon, esneklik, duruş ve denge gibi fiziksel özellikleri güçlendirirken aynı zamanda disiplin, kendini kontrol ve ifade becerilerini de destekliyor. Müziğe uyumlu dans etmek çocukların iç dünyasında bir ahenk yaratıyor; duygularını tanımalarına ve ifade etmelerine yardımcı oluyor.
Sosyal açıdan da çok değerli. Grup içinde dans eden çocuklar birlikte hareket etmeyi, birbirlerini hissetmeyi ve ortak ritme uyum sağlamayı öğreniyorlar. Bu da empati yetilerini, iletişim becerilerini ve arkadaşlık ilişkilerini güçlendiriyor.
“Aileler için dans, çocuklarının geleceğine yapılan kültürel bir yatırım”
– Kazakistan’da ebeveynlerin çocuklarını dans gibi sanatsal etkinliklere yönlendirmesi konusunda neler gözlemliyorsunuz?
– Bu konuda gerçekten övgüye değer bir tablo var. Kazakistan’da aileler, çocuklarının sadece akademik başarılarına değil, sanatsal ve kültürel gelişimlerine de büyük önem veriyor. Küçük yaşlardan itibaren onları dans, müzik ya da tiyatro gibi etkinliklere götürüyorlar. Bu, aslında ailelerin sanatı hayatın doğal bir parçası olarak gördüğünün en somut göstergesi.
Benim gözlemim şu: ebeveynler, çocuklarının dansla yalnızca fiziksel becerilerini değil, aynı zamanda estetik duyarlılıklarını, özgüvenlerini ve yaratıcılıklarını geliştirdiğini biliyor. Çocuklarını sahnede görmek onlar için gurur kaynağı, ama asıl değer verdikleri şey, onların kültürel kimliklerini sanatla harmanlamaları.
Bu yaklaşım, sadece bireysel değil toplumsal bir yatırım anlamına geliyor. Çünkü bir çocuk dansla büyüdüğünde, gelecekte hem daha özgüvenli bir birey oluyor hem de kültürel mirasın taşıyıcısı haline geliyor.
Öğretmenlik yaşamımda şunu öğrendim: Her çocuk dansla kendi sesini bulur; bu ses sadece sahnede değil, geleceğin kültürel mirasında da yankılanır.
